|
HAVVAS İLMİ NEDİR?
HAVVASIN ÖZÜ:
Havvas ilmi genel kanıdaki düşüncelere rağmen sadece
harflerin ve sayıların, esmaların veya ayetlerin
sırlarından, hikmetlerinden faydalanılarak çeşitli
etkiler elde etmek için esmanın veya ayetin kendisi
ya da vefki ve bunlara bağlı harf ve sayılar ile
tılısımlar kullanılarak ve bu sistem üzerine
kurulmuş basit bir ilim veya ilmin metodu değildir.
Çünkü bu ilmin konusunun özünde Allah’ın takdiri ile
bilinen veya bilinmeyen ilahi kanunları ruhani ve
manevi alemlerin etkileri barizdir. Kişi eğer derse
ki;’Ben havvas ilmini biliyorum’..... Ona tavsiyem
şudur: Bu ilimlerin kendisine has özellikleri ve
konuları vardır, bu ilmin kendisi ve lisanı
evrenseldir. Bu ilimler ruh ve madde ile canlı ve
cansız ile harfler ve rakamlar ile yıldız ve burçlar
ile nebilöz ve galaksiler ile ses ve renk dalgaları
ile kısaca kainatta daha genişi evrende herşeyle
bağlantılıdır. Ancak bize düşen gücümüzün yettiği
kadar ilmimizin ulaştığı yere kadar Allah (c.c.)
izin verdiği yere kadar anlatabilmektir Allah
cümlemizi başarılı kılsın, doğru yolundan ayırmayıp
kendine kul Resulüne ümmet olmayı ilim ve taat
yolunda ilerlemeyi cümlemize nasip eylesin.
Bu
ilim asırlardır gelmiş geçmiş alimlerin ve ulemanın
bir sır gibi gizlediği ve açıkça öğretmediği ve
öğretmekten de çekindiği vebal altında kalmaktan
korktuğu ilimlerdendir. Bu ilimler de başarılı
olmanın ve zarar görmeden ilerlemenin bazı şart ve
usulleri vardır. Havvas ilmini bilmek ve öğrenmek
için önceden bilinmesi gereken kurallar ve önemli
noktaları sırası gelince özet olarak anlatacağım ama
bundan önce bilinmesi gereken bu ilim yıldızlar
ilminden bilinen veya bilinmeyen sırlarla alemi
semalardan gelmiştir. Bu ilim insanlardan önce yani
arz oluşmazdan evvel ruhani alemlerde meleküt ve
cinler aleminde bilinen ve kullanılan birçok
gizlilikleri, esrarı ve acaibiyeti içinde
gizlemiştir. Burada sırası gelmişken belirtmeliyim
ki; yaşamış olduğumuz bu maddi alemin yasaları ve
fiziksel oluşumları manevi alemlerin etki ve
yasalarıyla meydana gelmektedir. Bu ilmin
kullanılışı melekler ve cinlerden sonra çok eski
kavimler ve uygarlıklar tarafından kullanılmıştır bu
manevi yasaları öğrenip etkilerine göre gerektiği
şekilde uygulamışlardır. İnsanlar bu bilgileri çok
çeşitli yollardan elde etmişlerdir. Hatta kimilerine
göre mana aleminden gelen varlık veya varlıklar bazı
insanlara bu ilmi ve kullanma metodunu
öğretmişlerdir. Bu anlattığıma örnek; Bakara süresi
102. ayetinde olan Harut ve Marut isimli iki meleği
örnek olarak verebiliriz. Bu manevi ilimlerin
kaynağı şüphesiz ki; Alim olan yüce Allah
(c.c.)’tır. Ve bilinmelidir ki; ilim de Allah’tan
başka Allah’ın ilim verdiği varlıklardan veya veli
kullarından bu ilimlere vakıf olan insanlardan
öğrenilebilir.
Eski kavimler ve uygarlıklar da bu ilimleri manevi
makamlardan ve rahmani ruhanilerden hayırlı yönde
insanlık alemine faydalı olabilmek için
öğrenmişlerdir. Fakat zamanlar içinde insanların aç
gözlülüğü, hırsı ve bencilliği şeytanın maddi
alemdeki hileleriyle birlikte bu ilmin bilgilerini
ve kudretini kötü yönde kullanmak isteyince o
insandaki rahmani sıfatların yerini şeytani sıfatlar
taşıyan negatif unsurlu varlıklar guruplarından
insanın nefsaniyetine hitap eden bilgiler gelmiştir.
Yine buna da örnek olarak Bakara süresinin 102.
ayetini yukarıda olduğu gibi örnek olarak
gösterebiliriz. Çünkü bu hadiseler yaşanırken bu
ilimler aşikardı ancak yukarıda sıraladığımız gibi
bu ilimleri kendi nefsi çıkarları için insanlar
kullanmaya başlayınca alimler ve ulemalar kendileri
anlayabilecekleri bir dil ve uslupla bu ilimleri
rumuzlamak ve gizlemek ihtiyacı hissetmişlerdir.
Ancak demişler ki;Arif olanlar anlasın kamil olanlar
kullansın. Kısaca buraya kadar anlattıklarımı
anladığını ümit eder anladıklarını iyi işler de
kullanmanı temenni ederim.
Gerek ruhani varlıklar veya cinlerin bildiği
kelamlar, bizzat insanlar için indirilmiş kutsal
kelamları veya esmaları gizlemek ya da rumuzlamak
amacıyla çeşitli şekiller, çizgiler veya
tılısımlardan oluşan birtakım sayılarla sembolleşen
vefkler ve tılsımlar oluşturulmuştur. Bazen de sırf
sayılar kullanılarak bu ilim de çok çeşitliliklerle
beraber çelişkiler de görülmektedir. Zıtlık veya
yanlışlıklar ise bu ilimler kaynağından öğrenilmeyip
kolaycılık (Kopyacılık) yolu seçilmiştir.
Günümüzdeki kitaplar da görülen veya kullanılan
tılısımlar yanlış zaman veya yanlış mekanlar da şart
ve kaidelerine riayet edilmeden yazılıp
hazırlandığından yapılan bir işin çoğu zaman
neticeye ulaşmadığını görürüz. Bir de işi karıştıran
esas mesele bu tılısım, sembol veya yazıların ilahi
isimler ve semboller olmayıp cinler, periler veya
ruhani varlık isimlerinden olduğu ibarettir. Veya
çok daha iyisi meleküt aleminden bir melek ismi
olduğudur.
Ancak; bunların hiçbiri tek başlarına bir anlam
ifade etmezler ve bazen işleri olduğundan da
karmaşık hale getire bilirler. Bu paragrafa çok
dikkat etmelisin; Arifsen beni anlarsın. Tılısımla
rumuzlanan gerçek ise aslında Allah’ın ismi olarak
bilinen sıfatlar (esmalar) olduğu zaman güç ve
kudret ifade ederler.
Şüphesiz ki; tüm alemler içerisinde ve dışında ve
alemleri kuşatan Ahad olan ve Ahir olan ve
dilediğini yaratan ve yaratmaya Halik olan ve
yarattığına da Malik olan Malik olduğuna da Basir
olan ve Semi olan yalnız Allah (c.c.) Hay’dır ve
Kayyüm’dür. Ve o MUHİT- ÜL MUHYİ’ dir öyle ki;
MUTEAL ‘NUR Rahman ve Rahim olan VAHİD- ÜL VEDÜD ne
güzel Rab ve ne güzel Vekil’dir. Ondan başka her
varlık ölümlüdür. Bundan dolayıdır ki; Sorumlusu
kalmamış tılısımlar veya kasemler misalini burada
anlattıklarımızdan dolayı yapılan tertipler
hazırlanan tılısımlar etki ve anlamlarını yitirmiş
semboller zamanlar içinde değişime uğramış fiziksel
ya da metafiziksel varlıkların değişik enerji
dalgalarına kapılıp yok olmuşlardır. Bu sebepten
ötürü yapılan bazı şeylerin tesiri görülmez. Bir de
dikkat edilmesi gereken hususlardan biri de şudur:
Tılısım yazarken eskilerin kullandıkları diller ve
yazılar çok eski kavimlerin dillerine göre yazıldığı
için günümüze gelene kadar bir çoğu unutulmuş bir
çokları da tahribatlara uğratılmıştır. Bu
uygarlıklara ve dillere örnek olarak Mu uygarlığı
Atlantis kavimleri ve eski kipti ırkı ile eski
İbranice,eski Süryanice ve eski Arapçanın bazı
lehçeleri ve eski Mısır yazıları, lehçeleri ve
alfabeleri ki; bugün bunların bir çoğu unutulmuştur.
Ve bu tılısımlar da günümüzde kullanılmıştır. Ve
dahası eski enbiyave peygamberlerin kalemleri
bunlardan en meşhuru Hz. Süleyman’ın kalemleri ve
tablolarıdır. Ve yine bu büyük zatların kullandığı
ilahi dili ve esmaları harf veya rakamlar ile
oluşturulan semboller ile ifade edilen şekilleri bu
konuya örnek olarak gösterilebilir. Bir de özellikle
belirtmek isterim ki; gizli ve manevi ilimlerin
hakikatlerini bazı insanlar tarafından bilinip
öğrenilmesini engellemek için kasten yanlış yazanlar
ile bu ilimlere hurafe deyip yalanlama çabası
gösteren ve bu ilimlerle uğraşan kişilere bir sürü
kulp takmaya çalışan ve gelecek kuşaklara
aktarılmasını engellemek için her türlü çabaya baş
vuran gurup ve güçlerin bu ilimlere olumsuz etkileri
olmuştur, kısmen de başarmışlardır. |